YAZARLAR

anasayfa Yazarlar Seyyid Mustafa SAKÇI Kibir bir hastalıktır...

Kibir bir hastalıktır...

23 Kasım 2021, Salı 15:11
Seyyid Mustafa SAKÇI Tüm Yazıları
Seyyid Mustafa SAKÇI
facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz

Hem de çok tehlikeli bir hastalık. Çünkü vücudumuzda meydana gelen hastalıklar geçicidir, dünya hayatı ile ilgilidir. Çok ağır olsa bile nihayet fani hayatımızın sona ermesine sebep olabilir. Biz zaten bu dünyada misafir değil miyiz? Burada kalmak için gönderilmedik ki!.. Üç-beş günlük bir hayat... Nimetleri geçici olduğu gibi, sıkıntıları da geçicidir. 

Büyüklük Allahü Teâlâ’ya (c.c.) mahsus bir özelliktir. Azamet ve yücelik ancak O’nun şanına yakışır. Nitekim Cenab-ı Hak (c.c.) hadis-i kudsisinde şöyle buyurmaktadır:

“Kibir ve yücelik benim gömleğim, azamet ve ululuk benim cübbemdir. Kim bu iki vasıfta benimle cedelleşirse onun belini kırarım.”

 

Kibir hastalığını daha tehlikeli kılan şey; onun ebedi hayatta vereceği sıkıntılardır. Her ne olursa olsun geçici olanlarına değil, kalıcı olanlarına önem vermelidir. Ne güzel demişler: "Kibir belâdır, hastalıktır, fakat acıyanı yok. Tevâzû ise nimettir, kıskananı (haset edeni) yok." Birinin başına bir musibet gelse, düşmanları sevinir, dostları ise üzülür, ona acıyan bulunur, fakat kibir hastasına kimse acımaz. Nimetlere de hased olunur, fakat tevâzu nimetini kıskanan olmaz... 

Bir hastalığın tedâvisinde başarılı olabilmek için ilk önce o hastalığa sebep olan mikroplar tespit ve bertaraf edilmelidir. Değilse tedavi mümkün olmaz. Kibir hastalığı yapan sebepler pek çoktur, bunların en önemlileri şunlardır: Bunlardan bir tanesi veya birkaçı birinde bulunursa; nefsi de terbiye görmemişse demek o kişi hastadır.

 

Birincisi: İlim sahibi olmak, ilim öğrenmeden önce edep öğrenmemişse tehlikelidir. Zira ilimdeki gurur ve kibir, makamdan, mevkiden ve paradan daha çoktur. Eskiden büyüklerimiz önce edep öğretirlerdi sonra ilim. Dört hak mezheb imamlarımızdan İmam-ı Malik hazretlerine, Abdurrahman bin Zeyd isimli biri gelir ve yirmi sene o zata talebelik yapar. Diyor ki: "18 sene bana edep öğretti, son iki sene ilim öğretti. Ben şimdi diyorum ki; keşke o son iki senede de edep öğrenseydim!.." 

İlim ehli kendini bilen, gerçek manada Allahü teâlâdan korkanlardır. "Kendini tanıyan, Rabbini tanır" demişlerdir. İnsan, kendini tanırsa, aczini idrak eder, böylece tevâzu sahibi olur. Rabbini tanıyan da kibriyâ ve azâmetin yalnız onun şanı olduğunu anlar. 

Takvâ sahibi olmadan ilim sahibi olmanın hiçbir kıymeti yoktur. Yalnız ilim fazilet kazandırsaydı, Şeytan'a kazandırırdı. Şeytan'ın ilmi çok fazlaydı... 

 

İkincisi: Güzelliğiyle övünmektir. Bunun da tedavi çaresi, yalnız dış görünüşüne değil, iç haline de bakmaktır. İçini araştırdığı vakit, güzelliği ile övünmesini gölgeleyecek birtakım çirkinlikler ile karşılaşır. Bütün azalarında pislikler vardır. Bağırsaklarında pislik, mesanesinde idrar, burnunda sümük, ağzında balgam, kulaklarında kir, damarlarında kan... Günde bir veya iki defa necasetini, kendi eli ile temizler. Hali böyle olan güzelliği ile nasıl övünebilir? Ne kadar güzel yüzlü olursa olsun, öldükten ve toprağın altına konulduktan bir ay sonra kabri açılsa yüzüne bakılamayacak kadar çirkin bir hale geldiği görülür. 

 

Üçüncüsü: Kuvvetine ve gücüne güvenerek kibirlenmektir. Gözleri ile göremeyeceği kadar küçücük mikroplara yenilen, hasta olan, küçücük bir kenenin ısırmasıyla günlerce sancılar içinde kıvranan, hatta ölümüne de sebep olabilen insan, hangi gücüne güvenmektedir?!. 

 

 Dördüncüsü: Zenginlik, servet, aile efradı ve adamlarının çokluğu ile yapılan kibirdir. Bu ise kibrin en çirkinidir. İnsanın kendi şahsında bulunmayan bir şey ile kibirlenmesi en büyük ahmaklıktır. İman etmeyenlerden, kendisinden çok daha zenginler var. Bu da şeref verseydi iman etmeyenler onu geçerdi. 

Tedavi biraz zor da olsa, mutlaka yapılmalı, değilse başımıza gelecek sıkıntılara razı olmak zorunda kalacağız. Günâh işlememek için sabretmek, ateşte yanmaya sabretmekten daha kolaydır!.. 

Yusuf Harzemî adlı şahıs tarafından bıçaklanması sebebi ile birkaç ay içinde vefat eden Sultan Alparslan’ın son sözleri ibrete şayandır:

“Ben ömrüm boyunca hiçbir zaman benlik, kibir ve gurur gibi şeylerde kalbime yol vermedim. Daima Cenab-ı Hakk’ın (c.c.) bana ihsan etmiş olduğu zafer nimetleri için şükürde bulundum. Ne zaman ki orduma bakıp da bilek gücüme güvenerek ‘Artık benim karşıma kimse çıkamaz’ diye düşündüm, Allahü Teâlâ (c.c.) Yusuf gibi hakir, yarı mahpus bir insanı karşıma çıkararak bana ders verdi ve onun eli ile ölümümü hazırladı.”

Rabbim, cümlemizi kibir ve gurura kapılanlardan olmaktan muhafaza eyleyip tevazu ve alçakgönüllülüğü kendisine şiar edinenlerden eylesin… Rabbim yar ve yardımcınız olsun…

Selam ve dua ile...

facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz
YORUMLAR
ziyaretçi
yükleniyor