YAZARLAR

anasayfa Yazarlar Seyyid Mustafa SAKÇI Geçmiş zamanı geri getirmek mümkün değil, Zamanı geri getirme temennisi sadece hayaldir...

Geçmiş zamanı geri getirmek mümkün değil, Zamanı geri getirme temennisi sadece hayaldir...

02 Ekim 2021, Cumartesi 22:07
Seyyid Mustafa SAKÇI Tüm Yazıları
Seyyid Mustafa SAKÇI
facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz

Geçmiş zaman, ismi üzerinde geçmiştir. Bir daha tekrar yaşanması mümkün değildir elimizden kayıp gitmiştir.  Gençliğini düşünerek ah çeken ihtiyar, o sağlıklı güçlü ve parlak devirlerini hatırlayarak dövünen toplum, eninde sonunda anlar ki geçen geçmiştir artık. Onu geri getirmek, tekrar yaşamak hiç kimse için mümkün olmamıştır, olamaz da...

Gerçekten de insanlar geçmiş zamanla ilgili acı ve tatlı hatıraların önünde aciz kaldığını anlar ve hepsinin bir rüyâ gibi geçtiğini hisseder. Ne güzel tarif edilmiş:

"İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar..."

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:

İnsan rüyâ gördüğü zaman onun rüya olduğunu bilmez, gerçek zanneder. Ta ki uyanıncaya kadar. "Meğer gördüklerim rüya imiş" der... 

Ölünce de dünya hayatının rüya gibi olduğunu anlar.  Bunun için kıyamet gününde insanlar dünyada geçirdiği hayatı hayat saymayacak. Fecir Suresi 24. ayet-i kerimesinde buna işaret buyuruyor: "Diyecek ki: Keşke ben hayatım için önceden hazırlık yapsaydım!"

Bu ayet-i kerimeyi tefsir eden müfessirler dikkatimizi şu noktaya çekiyor: "Buradaki hayatım için", demiyor "hayatım için" diyor. Bu da dünya hayatını "hayattan saymadıklarının" en büyük delilidir...

Zamanı geri getirebilmek mümkün değil ama ibret almak mümkündür. Zamanı geri getirme temennisi ise boş bir hayaldir. Şair demiş ki: "Keşke gençliğimden bir gün olsun, geri gelseydi de ihtiyarlığın başıma neler getirdiğini ona anlatsaydım!.."

Seneler gün gibi geçiyor ve her geçen gün de bizi kabre bir adım daha yaklaştırıyor. 

 

Her gece yatağa girmeden o günün muhasebesini yapmalıyız. Hata ve kusurlarımızı tespit etmeliyiz. Günümüzü güzel geçirmiş isek bir sonrakini daha iyi geçirmeye gayret etmeliyiz. Kötü geçmişse tevbe etmeli ve bir daha hata yapmamaya gayret etmeliyiz...

Zamanı durdurmak mümkün  değildir, çok çabuk geçiyor. Vakit insanın sahip olduğu en değerli varlığıdır. En kıymetli mücevherden daha değerlidir. Kaybedilen mücevher tekrar alınabilir fakat kaybedilen zaman bir daha ele geçmez...

Her insan için belli bir ömür tahsis edilmiştir. Bunu en güzel şekilde değerlendirmelidir. Zira plansız ve sebepsiz şekilde, can sıkıntısından saatlerce aynı ekrana kilitlenen insan, aslında en büyük imkânı olan aklını ve en değerli sermayesi olan vaktini, dijital makinelere teslim etmiş olmaktadır. İnsana tahsis edilen bu kısacık ömrüyle yaşadığı ve yaşayacak olduğu diğer iki hayatını kazanmak zorundadır: Dünya hayatı, kabir hayatı ve ahiret hayatı...

Bunların en kısası dünya hayatıdır. En önemli olanı da budur. Çünkü üç hayatını buradan kazanacaktır.

Çalışacak, kendi rızkını ve bakmakla mükellef olduklarının rızıklarını helâlinden kazanacak, daha sonra istese de istemese de gireceği kabrini nurlandırmaya, bir cennet bahçesi haline getirmeye gayret edecek. 

Kabir hayatı ise dünya hayatından uzundur, dünyadaki evimizi özenle rahat edebileceğimiz duruma getirmeden içine girmiyoruz değimli? Girersek rahat edemeyiz. Hâlbuki dünya evimizde bir gün bile kalıp kalmayacağımız belli değildir. Rahat edemezsek değiştirebiliriz. Başka bir eve taşınma imkânımız her zaman var.

Lâkin "Ben bu kabri beğenmedim, burası beni sıkıyor karanlık, beni başka kabre götürün" desek bize kim kulak verir?

Sonsuz hayatımız olacak olan ahiret hayatımızı da helal dairesi içinde kalıp yine burada kazanabiliriz. Zira dünya ahiret için bir tarla mesabesindedir. Henüz fırsat varken vaktimizi iyi değerlendirelim, ahiret yoksulu olmayalım zira son pişmanlık fayda vermez... 

 

Selam ve dua ile.

facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz
YORUMLAR
ziyaretçi
yükleniyor