YAZARLAR

anasayfa Yazarlar Ahmet MELİK YAŞAM MACERAMIZ

YAŞAM MACERAMIZ

24 Ekim 2019, Perşembe 12:22
Ahmet MELİK Tüm Yazıları
Ahmet MELİK
facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz

Değerli Dostlar
Tıpkı mevsimler gibi insan hayatı da çeşitli dönemlere ayrılmaktadır. Bildiğiniz gibi tabiat ilkbahar mevsimi uyanır. Toprak kabarır, çiçekler açar, ortam yeşillenir. Yaz mevsimiyle birlikte tabiat serpilir, kabaran toprak bitki örtüsüyle kaplanır, çiçekler meyveye dönüşür. Çiftçi için hasat mevsimidir aynı zamanda Sonbahar da yorgunluğun izleri vardır, ağaçlar gazel döker, tarlalar ekime hazırlanır, vs. vs. Nihayet kış gelir. Kışın yüzü de kendisi de soğuktur. Bir sabah uyanırsınız ki bembeyaz bir örtü kaplamış her yanı. Tabiat uyku halinde. Bu döngü her yıl bu şekilde tekrarlar durur. Tıpkı insan hayatının kısa bir özeti gibi. Aslında hani derler ya “Bakmak ile Görmek” birbirinden çok farklıdır diye. Anlayabilen için bu doğa olayları büyük bir ders vermektedir.
Tıpkı doğadaki bu döngü gibi insan hayatı da bölümlere ayrılır. Ben izninizle insan hayatındaki bölümleri biraz daha açarak paylaşmak isterim. İnsan, canlı hayat içerisinde düşünebilen, fikredebilen tarafıyla diğer canlılardan çok daha farklıdır. Ancak tıpkı diğer canlılarda olduğu gibi insan da doğar büyür ve ölür. Ancak doğumu da, büyümesi de, ölüme doğru giden yolculuğu da etrafındaki diğer insanları etkiler. Şimdi sırayla bu konuları biraz daha açalım.
İnsanın doğması iki insanın ortak iradesi ile gerçekleşen bir sürecin sonunda gerçekleşir. Daha önce iki ayrı anne babanın çocukları iken, belli bir olgunluğa erişen iki reşit birey evlenirler ve çocuk sahibi olma iradesi göstererek bu yolculuğa başlanır. Çocuk ana rahmine düştüğü andan itibaren artık hem anne, hem de baba farklı bir dünyaya adımlarını atmış olmaktadırlar. 9 ay 10 gün sürecek bu yolculukta korku, sevinç, endişe, acı, gurur, onur aklınıza gelebilecek her türlü duygu sarmalı birlikte yaşanır ve “Cennet annelerin ayakları altındadır” sözünün anlamı çift tarafından daha anlaşılır hale gelir. Birey kendinden başka bir şey için yaşama isteğini içselleştirir. Evlat daha dünyaya gelmeden size sorumluluk duygusunu yüklemeye başlar. Allah vergisi annelik ve babalık duygusu ile büyük bir heyecan içerisinde final için tüm hazırlıklarınızı yapmaya başlarsınız. Süreçten etkilenen yalnızca siz değilsinizdir tabiki. Birde Dedeler nineler, amcalar, dayılar, halalar, teyzeler, abiler, ablalar kısmı var tabi ki. Bu yeni durum tüm bu paydaşlara farklı bir sorumluluk yüklemektedir. Hele de çiftin ilk çocuğu olacaksa çevreye ayrı bir heyecan dalgası yayacaktır.
İkinci aşamada çocuk doğar. Anne – Baba çocuklarına kavuşur. Bu kavuşma anı aynı zamanda o uzun, heyecanlı ve sabırsız bekleyişin bir mükafatıdır adeta. O küçücük can tüm yorgunlukları, çekilen acıları bertaraf etmeye yetmiştir. İlk defa anne olan kadın Allah vergisi bir duygu ile tarif edilemez bir bağlılıkla anneliği dibine kadar yaşamaktadır artık. Babanın ayağının altında yer yoktur, gökyüzünde mavi bulutların üstünde yürümektedir. Bu taze anne babanın sevincini, mutluluğunu tamamlayan başta dedeler ve nineler gelmektedir. Bunları tamam eden zamanında ellerindeki tüm imkanlar ile birlikte canlarını bile vermeye hazır olan dedeler ve nineler “Evlat sermaye, torun kar” düşüncesi ile bir an önce torunlarına kavuşmak için sabırsızlanmaktadırlar. Amcalar, dayılar, halalar, teyzeler, akraba, eş, dost vs hep birlik te bu mutluluk yaşanır. Aile olmak noktasından ilişkilerin sağlamlaşması için temellere böylelikle bir kürek daha harç atılmış olur. Ancak her şey daha yeni başlamaktadır. Sağlıklı bir bireyin yetişmesi için bu kenetlenmiş sevgi dolu ortamın devam ettirilmesi büyük bir zorunluluktur. Bu ortamda büyükler küçükleri koruyacak, küçükler büyüklere saygı duyacak kısaca sıcak bir aile ortamına ihtiyaç duyulacaktır. Hesapsız bir şekilde birbirini seven ve destekleyen bireylerin olduğu bir sosyal çevre herkesin üzerine düşeni yapmasıyla mümkün kılınacaktır. Toplumun en küçük yapı taşı ailedir. Bizde aile diğer dünya ülkelerinden daha farklı bir misyona sahiptir. Aile değerlerimize korumamız topluma da yansır. 
Aile içerisinde her bireyin bir takım sorumlulukları vardır. Bu ortamda çocuklarımıza ben yerine biz demeyi öğretmeli, yakından uzağa mantığı içerisinde ailemize, yakın çevremize, doğal çevreye, şehrimize, bölgemize, ülkemize, bayrağımıza karşı sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmeliyiz. Ölümlü bir canlı olduğumuzu, yaşamın her aşamasından geçeceğimizin bilincinde olarak, bakıma muhtaç çocuk, yaşlı, engelli insanlara karşı da hem insan olmanın hem de Müslüman olmanın gereği olarak merhametle yaklaşmayı öğrenmeli ve öğretmeliyiz.  Bu duyguları yaşamalı ve yaşatmalıyız. Bizi biz yapan değerlerden üç günlük dünya meşgaleleri uğruna taviz vermemeliyiz. Zira yaşantımızdan sunduğumuz örneklerin bizi takip eden çocuklarımızı da çıkmaz sokaklara sürükleyeceğinin bilincinde olmalıyız. 
İdeal bir aile ortamında yetişen çocuğun ne mala, ne mülke ihtiyacı yoktur. Para, mal, mülk bunlar insan hayatında amaç edinilmeyecek kadar küçük şeylerdir. Daha değerli olan huzur ve mutluluktur. Emin olunuz ki huzur sizlere paranın veya başka bir dünyalığın sunamadığı bir çok şeyi sağlayacaktır. Yaşamın farklı evrelerinde çocuk iken, yetişkinken veya yaşlandığımızda ihtiyacımız olacak olmazsa olmazımız ideal bir aile ortamı, sağlıklı ilişkiler olacaktır. Zaten bu sağlandığında bir çok bela kendiliğinden bertaraf olacaktır. Yaşantımızı sürdürürken yukarıda zikrettiğimiz sorumluluk bilincinde bir birey olarak, biz olarak yaşamayı başarabilirsek, hayatın her aşamasında sorumluluk sahibi insan olursak toplumun her kesimi mutlu ve mesut olacaktır. Hayat yolculuğunda bir bebek annesi babası tarafından Allah’ın inayeti ile dünyaya gelir. Bebeğin anne babası da yine aynı şekilde dünyaya gelmiştir. Sizi dünyaya getiren anne baba hayat yolculuğunun son durağında artık size muhtaç bir hale gelmektedir. Mesele canı pahasına sizi koruyup kollayan, bugünlere erişmenizde kol kanat geren bu ulu çınarlarınıza siz de onlar gibi sahip çıkabilecek miyiz? Yoksa “Öküz öldü, ortaklık bitti” mi diyeceğiz. Kalınız sağlıcakla… 

                                    24/10/19                                                                       
                                    Ahmet MELİK

facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz
YORUMLAR
ziyaretçi
yükleniyor