YAZARLAR

anasayfa Yazarlar Ahmet MELİK "TEST İLE TOST ARASINA SIKIŞMIŞ HAYATLAR"

"TEST İLE TOST ARASINA SIKIŞMIŞ HAYATLAR"

26 Nisan 2019, Cuma 14:23
Ahmet MELİK Tüm Yazıları
Ahmet MELİK
facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz

Saygıdeğer Başakşehirliler:


Bu haftaki yazımda eğitim sistemimizdeki değişim ve dönüşümün çocuklarımız üzerindeki etkilerinden bahsedeceğim. İsterseniz örgün eğitimi ana hatlarıyla bir kez daha hatırlayalım. Bizde çocuk zorunlu olmamakla birlikte örgün eğitime okulöncesi eğitimle başlar, 4 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul, 4 yıl lise ve üniversite olarak örgün eğitim tamamlanır. Ülke olarak okul öncesi ile ilgili 0 erişim sağlanamamış olmakla birlikte her yıl bir önceki yıla göre daha fazla öğrenciye ulaşılmaktadır. MEB okulöncesi eğitimin de zorunlu eğitim kapsamına alınması konusunda alt yapı çalışmalarına büyük bir hızla devam etmektedir. Muhtemelen önümüzdeki yıllarda okulöncesi eğitimden geçmeyen çocuk kalmayacaktır. Okulöncesi eğitimin okul fobisi, çocuğun sosyalleşmesi, ilkokula adaptasyon noktasında çocuklara önemli katkılar sağladığı bilinmektedir. 


Okulöncesi eğitimden sonra 4 yıllık ilkokul eğitimi başlar. Bu konuda okullar adrese dayalı kayıt sistemi uygulasalar da veliler çocuklarının iyi bir alt yapısı olsun diye iyi bir okul, iyi bir öğretmen arayışından vazgeçmezler. Sistem, sınıf mevcutları 30'un altında olan okulların kayıt bölgesi dışından da öğrenci almasına fırsat verir. Bu imkanın olmadığı yerlerde veliler istedikleri okula kayıt olabilmek için o okulun kayıt bölgesine taşınmış gibi yapmak suretiyle istedikleri okullara çocuklarını kayıt ettirirler. Yani anlayacağınız tıpkı iş bulamadığı için büyük şehirlere akın eden insanlar gibi, mahallesinde istediği kalitede okul bulamayan veliler de böyle bir arayış içerisine girerler. Okulları birbirinden farklı yapan temel problem genel olarak bölgeler arasındaki eğitim seviyesi ve ekonomik farklılıklardır. İhtiyaçlar hiyerarşisi gereğince temel ihtiyaçlarını karşılama önceliği bulunan aileler, eğitim gibi konuları haklı olarak ikinci plana itebilmektedir.

Ekonomik nedenler de, okulun gelişmesinde, daha geniş imkanlara sahip bir okul olmasında önemli bir unsurdur. Bunun okullarla ne ilgisi var diyebilirsiniz elbette. Kısaca özetleyelim isterseniz. İlkokul ve ortaokullar, devletin vermiş olduğu dayanıklı tüketim malzemesi (Sıra, Masa, Sınıf Dolabı, Akıllı Tahta vs.)  dışındaki diğer malzemeleri, güvenlik personeli, temizlik personeli, temizlik malzemesi gibi ihtiyaçlarını Okul Aile Birlikleri vasıtası ile temin eder. Okul aile birliklerinin gelir kaynakları ise bağış ve yardımlardan oluşmaktadır. Bu durum çoğu zaman okul idareleri ile velileri karşı karşıya getirmektedir. Vatandaş haksız mı? değil. Neden, Anayasa'nın 42. maddesi gereğince zorunlu eğitim parasızdır. Okul haksız mı? hayır. Yaşanan gerçekler bu yardımı veliden istemeye okul yönetimlerini mecbur bırakmaktadır.    

Bölgelerin ekonomik durumları Aile Birliklerinin kaynaklarının azalmasında veya artmasında belirleyicidir. Okulların  fiziksel donanımı öğrenme olayının gerçekleşmesinde önemli bir etkendir.
İlkokullarda yaşanan bu problemler bir şekilde aşılabilmektedir. Ancak ortaokullarda problem başka bir boyut kazanmaktadır. Çocukların iyi bir liseye (Proje Okullar) gidebilmesi için veli ve okul bir takım çalışmalar yapmak zorundadır. Ben bu yazımda bu konuyu irdelemek istiyorum. 4+4+4 olarak tanımlanan eğitim sistemi ile birlikte ortaokullarda 30 saat olan haftalık ders saati sayısı 29'u zorunlu, 6'sı seçmeli olmak üzere toplam 35 saate çıkarılmıştır.

Ayrıca haftalık 12 saati geçmemek üzere yetiştirme kursları yapılmaktadır. Buna bağlı olarak, ortaokullarda İngilizce ağırlıklı sınıflar oluşturuldu.  5. Sınıflarda 12 saate yakın İngilizce dersi verilmeye başlandı. Gerçekten sıkı bir şekilde uygulanan programla İngilizce öğrenilmesi konusunda önemli bir mesafe kat edildi. Okullar bu sınıflara öğrenci alırken öğrencilerin not ortalamalarına ve sınıfların gerekli şartlara uygun hale getirilmesi için veliden alınan bağışları baz aldılar. Komşu okullar şu anda birbiriyle yarış halindeler.

MEB tarafından verilen kitapların yeterli olmadığı düşünülerek özellikle yabancı dil kaynak kitaplar ve yabancı öğretmen kiralıyorlar. Bu durum 6, 7 ve 8. sınıflarda yetiştirme kursları ve İngilizce programları bakımından ağırlaştırılarak devam ettirilmektedir. Oyun çağında olan çocuklar, adeta yarış atları gibi koşturulmaya, sosyal hayattan kopuk, sadece bu proje okullarını kazanmanın başarı olarak kabul edildiği bir ortama doğru sürüklenmektedirler. Yeni nesil sokağı unutup testle tost arasına sıkışmış, çocuğun renkli dünyasına inat renksiz bir dünyaya hapsedilmiştir.

Adeta bilgi bombardımanına tutulan çocuklarımıza bu durum ağır gelmektedir. Bana bir yerlerde yanlış yapıyormuşuz gibime geliyor. Aileler de bu duruma çanak tutmakta, çocukların çocukluğunu yaşamamasına seyirci kalmaktadır. Hatta yukarıda bahsettiğimiz renksiz dünyaya "Aman evladım sen çalış başka hiçbir şeye karışma!" diyerek destek olmaktadırlar. Artık aileler çocuğun etrafında pervane olmuş, ona endeksli bir yaşamı kabullenmişlerdir. Bunlar 10-14 yaşındalar ve çocuklar. Çocuklara bir şey öğretecek isek onların dünyasından daha eğlenceli bir yol tercih etmeli ve hayattan koparmamalıyız.  


Saygıdeğer Başakşehir'liler; bizlerin, okul ve ailenin, çocuklarımızı geleceğe hazırlarken sadece okul bazlı başarıya odaklanıp, sosyal bir varlık olan insanı insan yapan bir çok değer yargısını ihmal ettiğimiz kanaatindeyim. Bu dönemdeki bireyin sosyal yönden gelişmeye, sorumluluk almayı öğrenmeye, arkadaşlık ilişkilerini geliştirmeye, birey olarak kabul görmeye daha çok ihtiyacı vardır. Çocuğun hayatın içinde, her şeyi yaşaması, paylaşması, sorumluluk alması, sosyalleşmesi sağlıklı bir gelişim açısından son derece önemlidir. Çocuklarımızı geleceğe hazırlarken onları hayatın gerçekliklerinden koparmadan, dengeli bir şekilde gelişimlerine katkı sunmalıyız. Ortaokulda daha henüz çocukluk çağında çocuklarımıza bu kadar ağır yük yüklememeli, yaşının gereği sorumlulukları almasını sağlayıp, aynı zamanda zamanını çocukça dolu dolu geçirme imkanları da vermeliyiz.  


Lise çağına gelen birey artık akademik eğitim veya mesleki anlamda bir gelişime hazırlık aşamasında olduğu için daha fazla sorumluluk alabilir. Ailenin genç bireyi, bu yaşlarda geleceği adına daha fazla sorumluluk almak durumundadır. Bir sonraki adım olan yüksek öğrenime hazırlık veya bir meslek sahibi olmak adına bir takım çalışmalar yapması elzemdir. Ancak daha ortaokul çağındaki minik bedenleri proje okulları konusunda yapılan baskılar çok anlamsız ve gereksizdir. Mesleki ve akademik başarıya dönük olarak lise çağlarında öğrenciler bir üst eğitim kurumuna çok rahat hazırlanabilirler. Ayrıca herkes de okumak zorunda değildir. Her birey fıtratına, yeteneklerine göre bir geleceğe yönelecektir. Burada bize düşen çocuğun gelişiminde kendi beklentilerimizi değil çocuğumuzun ilgi ve istidadına saygı duymak ve bu alanda yatırım yapmak olmalıdır. Kalınız sağlıcakla..

 Ahmet MELİK     

facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz
YORUMLAR
ziyaretçi
yükleniyor