Güncel

anasayfa Güncel "İNSANIN DOĞAL YAŞAM DÖNGÜSÜ VE ULU ÇINARLARIMIZ"

"İNSANIN DOĞAL YAŞAM DÖNGÜSÜ VE ULU ÇINARLARIMIZ"

01 Mart 2019, Cuma 18:38 / Son Güncelleme : 01 Mart 2019, Cuma 18:38
facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz

SAYGIDEĞER BAŞAKŞEHİRLİLER; Geçen haftalarda yazdığım yazılarla dünya üzerinde bilim ve teknolojik gelişmelerin kültürümüz üzerindeki etkileri üzerinde durmaya çalışmıştık. Bu haftaki yazımızda da insanın yaşam döngüsü üzerinde duralım istedim.

İnsanoğlu doğar, büyür, yaşar ve ölür. Bu yaşam örüntüsü içerisinde insanoğlunun en çok ihtiyaç sahibi olduğu dönemler, çocukluk ve yaşlılık dönemleridir. Şu anda yetişkin olan bizler, yaşlılara ve çocuklara adeta Allah'ın bir emaneti olarak davranmalıyız. Zira akıp giden zaman hepimize bu dönemleri yaşatmıştır ve yaşatacaktır.


Şimdi sizlere bir insanın doğum, çocukluk, gençlik, yetişkinlik, yaşlılık ve Rahmet-i Rahman'a kavuşma dönemi arasındaki sürecinde, neler yaşandığını bir kez daha hatırlatmak isterim. İnsanoğlu doğar, büyür, yaşar ve ölür. Bu süreci sizlerle birlikte biraz daha ayrıntı incelemek isterim. Gelin olay örüntüsünü birlikte kurgulayalım. Genç aile hamilelik muştusunu ilk aldığında büyük bir heyecan yaşar. Hamilelik sürecinde  anne 9 ay boyunca sıkıntılı, ama bir o kadar heyecanlı zaman geçirir. Tüm bu sıkıntılar  bebeğin dünyaya gelmesi ile yerini büyük bir mutluluğa bırakır. Artık bebek doğmuş ve  anne baba olarak ilmik ilmik dokuyarak malımızla canımızla çocuğun yetişme dönemi başlamıştır.

Sevinciyle, üzüntüsüyle uzun bir yolculuk aileyi beklemektedir. Zaman su gibi akıp giderken hem biz, hem de çocuk duygusal ve fiziksel yönden değişmeye devam etmektedir. Anne baba olarak, hepinizin bildiği  yemeyip yedirdiğimiz, giymeyip giydirdiğimiz, bizim için dünyanın en kıymetlisi yavrumuzu hayata hazırlama çabaları sonucunda çocuk büyür ve gelişir. Bebeklik ve çocukluk döneminde anne babanın büyük fedakarlıkları ile bizler, çeşitli aşamalardan geçerek birer yetişkin olarak hayata hazır hale geliriz. İnsanoğlu hayata hazırlık aşaması olan ilk ihtiyaç döneminde anne babaya bağımlı olarak hayatını sürdürür. Bir an önce büyümek, hayallerine kavuşmak ister. Bu süreç bir zanaat sahibi olarak, meslek sahibi olarak ve en nihayetinde anne babanın "evladımın mürüvvetini görmek" diye tarif ettiği evlilik noktasına ulaştığında artık herkes için yeni bir dönem başlayacaktır.

 Tüm bunların yanında günümüz imkanlarıyla, geçmişi de mukayese etmenizi ve anne babalarımızın bu süreçlerde ne sıkıntılar çektiğini de düşünmenizi istiyorum. Sobalı evlerde maddi manevi bir çok imkansızlık içerisinde ne fedakarlıklarla yetiştirildiğimizi bir düşünün derim. Bu açıdan baktığımızda her insanın bir hikayesi vardır. Sonrasında imkanlar ölçüsünde her insanın hayatı büyüme ve gelişme şartlarına bağlı olarak ilgi, yetenek ve imkanlar ölçüsünde yaşamın bize biçtiği rolü üstleniriz. 
Artık çocuklar büyümüş birer yetişkin olmuşlardır. Hepimiz için sıradanlaşan bir döneme geçerek yeni bir hayatın kapısını aralayarak kendi ailelerini kurmuşlardır. Bir tarafta anne baba, kardeşler, diğer tarafta eş ve bir süre sonra aralarına katılacak olan minik yavru veya yavrular vardır.

Bireylerin yaşam biçimi ve sorumlulukları, öncelikleri de tüm bunlara bağlı olarak değişim gösterecektir. Geçmişin anne babaya ihtiyaç duyan bireyi, annesinin bir tanesi artık büyümüş o da anne ya da baba  veya anne baba adayı olmuştur. Her birey anne babasının kendisine yaptığı maddi manevi yatırımlar sayesinde çeşitli mesleklere ve imkanlara sahip olmuş, toplumun saygın bireyleri olmuşlardır. Bu günler güzel günlerdir. Bu bireylerin anne babaları görevini yapmış olmanın huzuru içerisinde mutlu ve mesuttur.  Her iki taraf da gücü kuvveti yerinde ve kimsenin kimseye ihtiyacı olmadığından dolayı geçinip gitmektedir. Ama zaman da ilerlemeye devam etmekte, kimilerin sırtlayıp bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten yetişkinliğe, yetişkinlikten yaşlılığa alıp sessiz sedasız ve acımasız bir şekilde götürmektedir.

Yani kısaca acz içinde başladığımız hayat yolculuğunda büyüyüp geliştikçe gücü kuvveti bulan insan, tıpkı olgunlaşan bir meyve gibi yazımın başlangıcında belirttiğim ikinci muhtaç dönemine, yaşlılığa ardından Rahmet-i Rahman'a doğru yolculuğuna devam etmektedir.
Şimdi sizlerle birlikte yaşlılık durağında duraklayalım ve birlikte bir gözlem yapalım. Yetişkin olarak hayata adımını attığı günlerde bizleri dünyaya getiren anne babalarımız, artık yaşlılık durağına uğramış ve yazımız başında belirttiğimiz ikinci ihtiyaç durağına ulaşmış durumdalar. Bizler de genç veya yetişkin anne babalar olarak yolculuğumuza devam etmekteyiz. Onlar iki kişi başladıkları hayat yolculuğunda önce çoğaldılar, sonra başladıkları yere geri dönerek tekrar iki kişi kaldılar. Bizler dünya meşgalesine dalarak onları asla unutmamalı, onları torunlarından, torunlarını da onlardan mahrum bırakmamalıyız.  

Onlar vazifelerini yapmış, bizleri yetiştirmiş olmanın verdiği gururla artık bizlere ihtiyacı olan ulu çınarlardır. Bizler insan hayatının güç ve kuvvet bakımından en zirve noktasında bulunanlar olarak, hayatlarının son durağında bulunan anne babalarımıza karşı tıpkı onların bizi bakıp büyüttüğü gibi, biz de onlara of bile demeden sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Anne baba sevgisi karşılıksız bir sevgidir. Hepiniz biliyorsunuz, onlar da bizi karşılıksız sevdiler, ne verdilerse güçlerinin yettiğince hesapsızca verdiler. Tıpkı şimdi sizin kendi çocuklarınıza verdiğiniz gibi. Sadece küçük bir farkla. Onlar bunu tüm imkansızlıklara rağmen yaptılar. Bizler "biz çok sıkıntı çektik onlar çekmesin" diye yetiştirilen bir nesiliz. Bizim imkanlarımız anne babalarımızın imkanlarıyla mukayese edilemeyecek derecede ileri bir düzeydedir. Ne yapsak onların hakkını ödeyemeyiz. Şimdi onları anlamaya çalışma sırası bizde. Bıkmadan, usanmadan, empati kurarak, saygıda kusur etmeyerek, sanki bir lütufta bulunuyormuşçasına davranmadan onların hizmetini görüp bakma sırası bizde.


Dinimiz de yaşlıların bakımı üzerinde önemle durmaktadır. Peygamber Efendimizin, "Akrabalarıyla ilişkisini kesen kimse cennete giremez" şeklinde koyduğu genel kural, elbette öncelikle anne baba için geçerli olacaktır. Anne ve babası yanında yaşlanıp da onlara hürmet ve ihsanda bulunmayan kimsenin durumunun ne derece vahim olduğunu anlatırken Sevgili Peygamberimiz "Burnu yere sürtünsün" buyurur. Ve bu sitem dolu ifadeyi üç defa tekrarlar. ashab "Ya Resulallah kimdir o?" diye sorunca Hz. Peygamber "Yanında annesi ile babasından biri yahut her ikisi ihtiyarlayıp da cennete giremeyen kişidir."  açıklamasını yaparak cennete gitmeyi anne babanın hoşnutluğu ile ilişkilendirir.


Saygıdeğer okurlarım, işlerimiz ne kadar yoğun olursa olsun hepimizin bu doğal yolculuğun yolcuları olduğumuzu unutmadan tıpkı çocuklarımızı gördüğümüz gibi yanımızdaki yaşlı bize ihtiyacı olan anne babalarımızın da Allahın birer emaneti olduğunu unutmayalım. Bu dini ve kültürel mirası yaparak, yaşayarak çocuklarımıza öğretelim. En nihayette hepimiz hem bu dünyada, hem de Ahirette ettiğimizi bulacağız. Kalınız sağlıcakla.

  Ahmet MELİK

facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz
İLGİNİ ÇEKEBİLİR
1 2 3 4 5
YORUMLAR
ziyaretçi
yükleniyor