Başakşehir

anasayfa Başakşehir AHMET MELİK : "NEREDEYDİK, NEREYE GELDİK"

AHMET MELİK : "NEREDEYDİK, NEREYE GELDİK"

12 Şubat 2019, Salı 12:43 / Son Güncelleme : 12 Şubat 2019, Salı 12:43
AHMET MELİK :
facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz

Saygıdeğer Başakşehirliler; 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde bulunduğumuz şu günlerde sizlerle birlikte bir durum değerlendirmesi yapalım istedim. Hepimiz Medeniyetler beşiği, Sevgi ve Merhamet diyarı Anadolu'nun değişik köşelerinden gelerek İstanbul'un bu güzide mekanında toplanmış insanlarız. Dünyada bilim ve teknoloji alanında yaşanan olağanüstü gelişmelerin bizim hayatımızda yol açtığı değişim ve dönüşümün izlerini birlikte sürelim istedim.

Her birimizin ayrı ayrı buraya geliş veya burada bulunuş hikayemiz vardır. Ancak benim burada üzerinde durmak istediğim konu neredeydik, nereye geldik olacaktır.  

Gelin şimdi sizinle birlikte son 50 yılımızı gözden geçirelim. Neden 50 yıl diyecek olursanız, bunu şu şekilde açıklayalabiliriz.  Ülkemizin her zaman bir görünen tarafı, bir de görünmeyen tarafı olmuştur. Bir tarafta İstanbul, İzmir, Ankara vs. Bilim, Teknoloji, sanayi ve refah seviyesi olarak Dünyanın gelişmiş bölgeleri ile aynı anda nasibini alabilen büyükşehirler tarafı, diğer tarafta ise garipliğin, fakirliğin, şükrün, sabrın, sevgi ve merhametin nam saldığı Anadolu. İşte bu ikinci tarafımız 1975'lerden sonra yavaş yavaş medeniyet emareleri ile tanışmaya başlayacaktır. Nasıl tanışacak bunu hep birlikte o günleri yad ederek hatırlamaya çalışalım. Hani aydınlanmak için gaz lambalarımızın olduğu, gaz yağı bulamadığımızda köylerde belli başlı traktör sahiplerinden mazot almaya gittiğimiz zamanlar.

Kış aylarında köy odalarında toplanıp büyüklerimizle sohbet ettiğimiz, çeşitli yöresel oyunlar oynadığımız zamanlara. Köyümüze elektriğin geldiği ilk günleri hepimiz hatırlayacaktır. Bununla ilgili bir arkadaşımın anısını burada sizinle paylaşmak isterim.

"1979 yılında bugünkü Ardahan ili, Çıldır İlçesi Taşdeğirmen köyünde orta okul, lise  olmadığı için Devlet Parasız Yatılılık sınavını kazanan Yener SEFERTAŞ babasıyla birlikte Kayseri ili, Pınarbaşı İlçesi, Pazarören beldesinde bulunana Mimarsinan Öğretmen Lisesi'ne kayıt olmak üzere gider. Bu yıllarda köylerinde elektrik yoktur. Akşam babasıyla birlikte kayıttan sonra pansiyonda misafir edilirler. Pansiyonda elektrik var. Her taraf gündüz gibi aydınlık. Lakin misafirlerimiz gece olup uyumak istediklerinde lambayı söndürmek isterler. Baba oğul bir türlü beceremezler. Nihayetinde görevliden yardım istediklerinde bir düğmeyle söndüğünü öğrenirler." 
Teknolojinin hepimizi hayrete düşüren benzer anıların sizlerin hafızasında da canlandığını görür gibiyim. Elektriğin köylere gelmesi ile birlikte hayatımıza elektrikli aletler girmeye başlamıştır. Bu aletlerle birlikte günlük hayat özellikle kadınlar için daha rahat hale gelmeye başlamıştır. Evlerimiz merdaneli çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi, davlumbaz fırınlar ve nihayet sohbeti ve muhabbeti sona erdiren beyaz camla tanışmıştır. Nedir o? Televizyon tabi ki. Sohbet ve muhabbet ile kendini ifade eden insanımız, hayatına televizyon girdikten sonra sadece izleyen ve dinleyen, fikir beyan etmeyen konumuna gerilemiş ve kendisini bu dönemden sonra teknolojinin büyülü ve bilinmeyen dünyasına emanet etmiştir.

Televizyon hayatımıza ilk girdiğinde bizde bir heyecan dalgası yarattı. Köyünüze televizyonun ilk geldiği günleri hatırlayın bir. Bizim köyde ilk televizyonu mahallemizde Melek abla almıştı. Biz kısaca Melek Sineması diyorduk. O ev o büyülü makinenin hatrına her gün dolup taşarken, mahallenin bütün kadınları, çocukları evi hınca hınç doldururken rahmetlik Melek abla hiç suratını asmazdı. Düşünüyorum da ne kadar yüce gönüllü bir insanmış. Şimdilerde nerdee. Bir gün bile dayanamaz kadınlarımız bu kadar misafire. Gerçi bazen evde yokmuş numarasına lambayı söndürüp, televizyonun sesini de iyice kıstıkları olurdu, ama biz yemezdik. Bir yolunu bulur büyülü makinenin karşısında yerimizi alırdık. 
Televizyonla birlikte artık Anadolu'nun her tarafı dünyadan haberdar olmaya başladı. Bilim ve teknoloji ile tanışık olan tarafımızla, teknolojinin nimetleri ile iç içe yaşayan tarafla,  televizyon tanıştırdı Anadolu insanını.  Bunun bir yansıması olarak sosyal hayat da değişim ve dönüşüme uğramıştır. Yazılı ve görsel basının da katkıları ile sosyal yaşam, bambaşka bir kimliğe bürünmüştür. 20. yy sonlarında bilim ve teknoloji çağı tüm Anadolu'yu etkisi altına almış, bunun sonucu olarak  köylerdeki nüfus şehirlere doğru kaymaya başlamıştır. Artık köylerdeki insanlar şehirlere gidebilmek için çareler aramaya başlamıştır. Anadolu insanı, Ailesine daha güzel imkanlar sunmak için gecesini gündüzüne katarak çalışmaktadır.
Televizyon bilim ve teknolojinin büyülü dünyasının adeta davetiyesi olmuştur, Anadolu insanı için. Davetiye hedef kitle üzerinde büyük bir etki yaratmış, o yıllardan sonra köylerden büyük şehirlere göç başlamıştır. Göç bir takım sorunları da beraberinde büyük şehirlere taşıdı. Şehirde yaşayanlar, yeni gelenleri hayatlarına pek öyle kolay kabul etmediler. Gelenleri hor gördüler. Şehirlerdeki varlıklı, aydın kimseler bu saf Anadolu çocuklarıyla bilgi ve birikimlerini paylaşmak yerine onları aşağılamayı seçtiler. Bu durum toplumsal açıdan bir ayrışmaya neden oldu. Bu gün de hala bu gruplaşmanın izleri görülebilmektedir. Ama artık tüm çatışmalara rağmen iki taraf da birlikte yaşamayı öğrenmek durumundaydı. Göç dalgası şehirlerde çarpık yapılaşmalara neden oldu. Tarım ve hayvancılık yavaş, yavaş ama kalıcı bir şekilde azalmaya başladı. Ayrıca kültürel değerlerin deforme olmasına neden oldu.

Komşuluklar, misafir ağırlama gibi adetler bitmeye başladı. Zengin, fakir ayrımı başladı. Şükür terazisi kırıldı. Daha çok, daha çok kazanmak için sebepler çoğaldı. Hayatımız adeta bir yarış pistine döndü. Neyin yarışı, onda var ben de neden daha iyisi olmasın. Bencilliğimiz arttı, iyice makinelere benzemeye başladık. Materyalist dünya düzeninin bize biçtiği bu rolü yıllar yılı hiç uyanmadan mışıl mışıl uyuyarak yerine getirdik. Bu rol bize sanayiyi, bilim ve teknolojiyi elinde tutan güçler tarafından evimizin içine kadar girilip gönüllü bir şekilde kendi ellerimizle damarlarımıza zerk ettirildi.

Çizgi filmlerle çocuklar, diziler ve sinema filmleri ile yetişkinler sessiz sedasız işlendi. Globalleşen dünyada bu sektörün kurgulayıcıları ve bizler gibi direk tüketici konumundaki iki taraf oluştu. Yazılı ve görsel basının kurgulayıcıları bu araçlar sayesinde fikirlerini dünyanın her tarafına ulaştırdılar. Bizlere yabancı olan yazılı- görsel basın ve medyanın insanlar üzerindeki etkisini anlama konusunda maalesef biraz geç kaldık. Kimimiz bilim ve teknolojiden uzak durarak bu durumdan kurtulmayı önerdi. Televizyon şeytandır dediler. Empoze etmeye çalışılan fikirlere bakılırsa bu anlayış doğru da denilebilir. Ancak teknolojiden ya yararlanacağız, ya da etkisiz eleman olarak teknolojiye maruz kalacağız. İşte bütün mesele bu. Biz çalışmadık, el oğlunun bizim için hazırladığına maruz aldık. İşin kötüsü el oğlu bize bir şeyler hazırlarken hiç de iyi niyetli davranmamış değil mi?  
Bu dönemlerde henüz cep telefonu, tablet, bilgisayar vs. yoktu. Bırakın bunları ev telefonu bile çok yaygın değil. Peki uzaktaki akrabalarımızla nasıl haberleşiyoruz? Mektupla. Hatırladınız değil mi? Aynı girizgahla başlayıp, başta tüm aile büyüklerini teker teker, selamlayıp hava durumu sorduğumuz ve bulunduğumuz yerin havası ile ilgili malumat verdiğimiz sonraki mektuba kadar ezber ettiğimiz hasret kokan mektuplarla. Bir de köylerde muhtar odasına bekçiyle çağrılıp sessizce uzaktaki akrabamızın aradığını belirten telefon zili çalıp ahizede gurbetteki akrabamızla heyecan içerisinde görüşerek haberleşir dik. Jetonlu telefon kulübeleri de haberleşme alanında dönemin vazgeçilmezlerindendi. Dönemin sonlarına doğru Bilgisayar hayatımıza girmeye başladı.

Çocukların yoğun ilgi odağı haline gelen atari salonları caddelerde yerini aldı. Bilgisayarın ortaya çıkması ve Atari’nin piyasada yayılması ile çocuklar yavaş yavaş sokaklardan eve gelmeye başlıyor. Artık ekran karşısında eğlenmenin tadına varıyorlar. Bu oyunlar çocukları toplu halde oynanan oyunlardan koparıp, daha bireysel olan bir alana taşıyor. Bu durum çocukların kültürel açıdan değişim ve dönüşümlerini hızlandıran, ya da bizim gibi orta yaş grubunun anlayamadığı yeni neslin doğmasında önemli bir kırılma noktası olmuştur. Daha sonra bilim ve teknolojinin gelişimine paralel olarak önce ev telefonu yaygınlaştı, sonra internet, cep telefonu, tablet, sosyal medya vs. Tüm bu gelişmeler aynı zamanda yeni bir dönemin, bilgi ve iletişim çağının başladığının habercisiydi.


20. yy sonu, 21 yy başlarında internetle tanıştık. İnternetle birlikte dünya sanal bir aleme doğru hızla yol almaya başladı. Ülkemizde bu yolculuğun içerisindeki yerini aldı. Sevgi ve merhamet diyarı  "Anadolu çocukları" geldiğimiz noktada hızla maddenin esiri olmak yolunda ilerlemektedir. Bizi bu çıkmaz sokaktan kurtaracak yegane yol, kendi asli köklerimize, bizi biz yapan değerlere sımsıkı bağlanmaktan geçmektedir. Bu yeni dönemde gençler bizden daha aktif görünüyor. Ancak bu yeni dönem, kayıp - kazanç konusunda oldukça yüksek risk taşıyan bir alan olarak tarif edilebilir. Burada uyanık olmak gerekiyor. Bu nimetten faydalanmalı, kendimizi geliştirmeliyiz. Bu vasıtayla yönetilmeyi değil, yönetmeyi becerebilmeliyiz.

Biz yetişkinlerin yeni dünya düzeninde gençlerimize destek olmak adına, geçmişimizden bu güne değer yargılarımızla çocuklarımıza ışık olmalı, kısır çekişmelerden uzak durmalıyız. Teknoloji hız kesmeden gelişmeye devam ediyor. Bizler ya bu gelişim sürecinin kölesi, ya da yöneticisi olmak durumundayız. Aksi takdirde süreci yönetenler bizlerle kukla gibi oynayacaklardır.  Yaşadığımız coğrafya itibari ile bir olmalı, iri olmalı, hep birlikte Türkiye olmalıyız. Etrafımız adeta ateş çemberi iken kibirden tevazua, bencillikten paylaşımcılığa terfi etmeliyiz. Gelişen çağa ayak uydurmalı, ancak bizi biz yapan değerlerimizden kopmamalıyız. Bu meyanda aile bağlarımızı güçlendirmek, komşunun komşuya mirasçı kılındığı sosyal yaşam anlayışına dönmek, maddeyi mana yolunda araç kılmak elzemdir.

         Sevgi, barış ve hoşgörünün hakim olduğu günler görmemiz dileği ile kalınız sağlıcakla.  

facebook paylaş twitter paylaş yorum yaz
İLGİNİ ÇEKEBİLİR
1 2 3 4 5
YORUMLAR
ziyaretçi
yükleniyor